|
10 Nisan 2011, 00:00
|
Şevket F. Erbay
|
Emeğin karşılığı
|
Tenise TV ekranından tutulan herkesin üzerinde hakkı olduğuna şüphe yok. Sakin ama bilge uslübuyla TRT'nin şimdi tamamen dejenere olan "spor yayıncılığı" anlayışının 2010'lu yıllara kalan isimlerinden biri o. Daha doğrusu biriydi. Çünkü artık emekliliği için gün dolduran bir devlet memuru olarak sıkıntıyla örülen son günlerini geçiriyor çıt çıkmayan köşesinde.
Dün uzun süredir görüşemediğim Fahri İkiler ile konuştum. Kırıklaşan sesiyle kendisi söyledi bana emekliliğe ayrılacağını: "Artık internetteyim. TV ile bir ilişkim yok. TRT'nin web sitesine bazen yazı yazıyorum. Haziran ayında emekli olmayı düşünüyorum..."
Uzun süren telefon görüşmesi bitince bu yazıyı yazmaya karar verdim. Tenisi seven herkesin, Türkiye'nin Bud Collins'i olan Fahri İkiler'in küstürüldüğünü bilmeye hakkı vardı.
Kendisi bu satırları "Abi bak senin hakkında bir şeyler dönüyor internette" diyerek kendisine atılan linkten okuduktan sonra muhtemelen hayli kızgın bir şekilde beni arayacak ve yanlış anlaşılacağı gerekçesiyle bu yazıyı kaldırmamı isteyecek. Ama KALDIRMAYACAĞIM. Fahri Abi de bilsin, yazıdan rahatsız olacaklar da. İnsanlar bunu aylar sonra da okuyacak. Vahşi arama motoruyla herşeyi karman çorman ediveren Google'da arattıklarında da bulabilecekler buraya not düşülenleri.
Fahri İkiler, küçük yaşta tanıştığı bu sporla bir gazeteci olarak uzun yıllardır iç içe. 20 yıldan beri büyük özveriyle topladığı tenis arşivi ile spor kültürü sakat bu ülkede Don Kişotluğun dik âlâsını yapmış bir isim. 1986'den 2000'lerin başına kadar TRT'de Wimbledon anlatan Fahri Abi, günümüzde TV'lerdeki tüm tenis anlatıcılarının idolü. "Şimdi televizyonda tenis anlatan gençler çok iyi, ama olanaklar da muazzam. Ben o zamanlar turnuvaların ilk günü bana verilen eşleşme kağıdının üzerine tükenmez sonuçları kalemle doldurur, on beşinci günde o kağıt katlanmaktan neredeyse yırtılırdı" diyerek anlattığı günlerde binbir güçlükle yaptığı yüzlerce yayın bugün bir kuşağın tenis birikimini oluşturdu. O olmasaydı, internetsiz o günlerde ne Graf'ı bu kadar yakından tanıyacaktık, ne de uzaylısı olduğumuz bir dünyada Davis Kupası finallerini gözümüzü kırpmadan izleyecektik...
O, geleneğin anayasa olduğu bir sporda, Türkiye'deki statüko yüzünden "yaşlı manken" muamelesini asla hak etmedi. İkiler'den sekiz yıl önce tenis anlatmaya başlayan 61 yaşındaki David Mercer, BBC ve Eurosport'ta hâlâ kral muamelesi görüp el üzerinde tutulurken, birileri yıllarca Mercer'ın yan kabininde maç anlatan İkiler'in tenis anlatamayacağına hükmediyor. Ya da "anlatmaması gerektiğine"... Kim bu adamlar? Neyi ne kadar bilip bu kararı verebiliyorlar?
TRT, artık bir spor kanalı sahibi ve bu yıl İstanbul'daki WTA Şampiyonası'nı yayınlayacak. İhtimal ki, Fahri İkiler o sırada emekliliğinin dördüncü ayında Datça'da olacak. En azından yıllarca bu spora verdiklerinin karşılığı olarak İstanbul'da yapılacak şampiyonada harika bir jübile yapma şansı varken, evinden izlemeye mahkum edilecek.
Tarih, öncüleri ve statükoyu değiştirenleri (devrimcileri) unutulmaz kılar. Fahri İkiler, Türkiye'de tenis mevzu bahis olduğunda sadece bu işin öncüsü olmakla yetinmemiş bir spor emekçisidir. Türk spor yayıncılığı tarihine geçen İkiler'in bugün Türk tenisini yöneten tüm yetkililerin toplamından daha fazla bilgi ve birikime sahip olduğunu da tartışmayız herhalde.
Yeninden dönelim telefondaki muhabbete. Bir ara söz benim hentbol kitabımdan açılınca, Fahri Abi "Ne işin var hentbolla, okçulukla uğraşıyorsun. Deli misin? Yok oğlum bu işlerde gelecek" deyip, bir an duraksadı. "Aslında sana bunu söylemeye hakkım yok. Aynısını ben yaptım yıllarca. Şimdi ne diye sana bunu diyorum ki?" cümlesi çıktı ağzından. Hayatımda en çok kendi kendime gurur duyduğum anlardan birini bana yaşatmak için yetti de arttı.
Cahilliğin bilgeliğe, "tek elin nesinin" iki elin sesine, yavuz hırsızlığın ağırbaşlılığa galebe çaldığı şu günlerde Fahri İkiler'i unutanlara hatırlatayım istedim. Yaptıkları ve öğrettikleri için tüm tenisseverler adına teşekkürler.
|