|
31 Ekim 2011, 00:00
|
Şevket F. Erbay
|
Güzeli izlemek
|
Altı gün boyunca güzeli izledik... Kadının güzeli oradaydı. Yanıbaşında tribünün güzeli. Ve sporun güzeli... Güzeller, tam tekmil Sinan Erdem'deydi.
Altı günde 70 bin kişiydik. Beklenti duvarlarının birer birer devrilmesine şahitlik ettik. Ülkenin yetişen spor izleyicisinin miladını yaşadık. WTA Sezon Sonu finalleriyle bazı şeylerin değişmekte olduğunu gördük.
TEB-BNP Paribas WTA Sezon Sonu Şampiyonası'nda en çok sevindiğim an, dördüncü günde yaşandı. Bir gün önce, yıllarını bu işe vermiş anlı şanlı gazeteci bir abimiz 'Biter' diyordu, gözlerindeki şüpheci parıltıyla:
"Yarın biter, görürsün. Bu seyirci biraz şişirme. Şarapova için buradalar. Hele böyle köpek-möpek haberleri çıkmış bugün. Bak gör" diye ekliyordu.
"Yapma abi" diye kesiverdim, "Görmüyor musun insanları? Buraya gelen seyirci bu kez gerçekten başka. Buradakiler tenisi seviyor. Bilerek geliyorlar"...
"Göreceğiz" dedi.
Gördük. Cuma, 11 bin 898. Cumartesi, 12 bin 73. Final günü, 13 bin 676. Üç günde defalarca karşılaştık. Konudan hiç bahsetmemiş gibiydi.
*** Hiç kuşkusuz, güzellerin en ışıltılısı izleyicilerdi. Staples Center'daki şok edici seyirci sorunundan sonra kara kara düşünen WTA, en prestijli şampiyonasını boş oturaklara oynatmamaya kararlıydı. Ama, işler hiç istedikleri gibi gitmedi. Önce Madrid, ardından Doha, turnuvaya hiç bir şey katmadığı gibi prestiji de düşürmüştü. Aynı dönemde ise ATP, Şanghay ve 'uzay çağı' ayarındaki Londra işiyle aradaki mesafeyi hayli açmıştı.
İstanbul, WTA'in kurtuluşu oldu. Oysa ki organizasyonun kesinleştiği 2007'de "Tek bir oyuncusu olmayan Katar ve Türkiye'ye bu organizasyonu vermenin manası ne?" yorumları, küresel bazda tanınan tenis Y-Ozdil'lerinin köşeciklerinde alıp başını yürümüştü. Üstüne üstlük, bu karamsar tablo ve şüpheler, Katar'ın kötü organizasyonuyla geçen üç yılın ardından korkulu bir bekleyişe dönüşmüştü.
Ama, 25 Ekim Salı günü Sinan Erdem'in serin koridorlarından geçen oyuncular korta çıktığında, siyah bulutlar dağılıverdi. Altı günün sonunda ise, WTA'in koltuğunu sağlama alan başkanı Stacy Allaster'ın, bir Martin Luther King söylevi kıvamındaki "I'm a smiling person" ile başlayan basın açıklamasını dinledik huşu ile. Dünya tenisinin patroniçesi olan Kanadalı kadın, oracıkta göbek atacak kadar mutluydu. İstanbul, onu da mest etmişti...
***
Sinir olduğumuz, çok kıllandığımız Türk medyası geneli itibariyle elinden geleni yaptı bu şampiyonada. İnsanlara güzel haberler hazırladılar. Haberleri iyi yerlerde, iyi resimlerle gördüler. Bu şampiyonanın layık olduğu üzere, muhabirler, önemli yazarlar ve iyi fotoğrafçılarla takip ettiler şampiyonayı. Tabii ki ufak-tefek hatalar yaşandı, ama medya yansıması genel olarak güzel bir görüntü verdi.
Hürriyet, bu güzel resmin dışındaydı. 411 eli kaosa kaldıran bu kendi başına buyruk gazete, sporda da aynı kafada gitti ve kimsenin aklına gelmeyecek bir yerden yalan-dolan Şarapova haberi patlattı. Sonrası malum. Kendi haberlerini, "olaydan habersiz" Spor Bakanı'na gündemmiş gibi sorarak büyüttüler. Ve karşılığında şerefsizlik kürsülerine yeni madalyonlar eklediler.
Tıpkı iki yıl önce aynı kafanın bir dönem küçük yavrusu olan Vatan'ın ortalığı ateşe verdiği "Türkler kortu yaktı" asparagası gibi. Bu insanlar zerre kadar akıllanmayacağı (ve ne yazık ki bundan sonra da gazetelerde olacağı) için üzerinde çok durmaya gerek yok. Yaptığını yüzüne vurmayı ihmal etmeden, parazittir deyip geçmeli.
***
Ve işin Türkiye boyutu... Bu şampiyona, Türkiye'deki tenis kitlesinin gücünü, bilgisini ve dinamizmini ortaya çıkarması açısından önemliydi. Türkiye Tenis Federasyonu'nun yönettiği kitleyi tanıması açısından müthiş bir gösterge oldu. Kimse böylesine tutkulu ve coşkun bir seyirci beklemiyordu. Ama artık nasıl bir seyirciye - ve dolayısıyla itici güce - sahip olduğumuzu görmüş olduk. Bu kaynağı kullanmak, federasyonun önceliklerinden biri olmalı. Bu konuda çalışmaya ve projeler üretmeye devam etmeli.
TTF, tanıtım için çaba gösterdi mi? Evet. İpek Şenoğlu'nun TRT'de yaptığı program, açık hava reklamları, yerel yayıncılar, turnuvanın tanıtımı için önemli katkılar yaptı. Ancak asıl işi WTA'in yaptığını unutmamak gerekiyor. Bu turnuva, WTA'in en çok değer verdiği ürünü. Zaten şampiyonayı - lojistik anlamda TTF ile anlaşmalı olan şirketin yaptığı işler dışında - tüm hatlarıyla WTA ekibi üstlendi. Yani saha içinde işin bu kadar mükemmel olmasının sebebi, WTA'in tüm fertleriyle kilit noktaları üstlenmesiydi. Saha içinde Türkiye'den monte edilen tek parça Fadik Sevin Atasoy, aradaki 'know-how' farkının en açık göstergesi değil miydi sizce de?
Başta başkan Ayda Uluç olmak üzere tüm TTF yönetimine, bu mükemmel organizasyona giden yolu maddi ve manevi anlamda açtıkları için, imzalarıyla destekledikleri için teşekkür ediyoruz. Ama işi yapanın yerli ekipler olmadığının altını çizerek, bu anlamda daha öğrenecek çok şeyimizin olduğunu da biliyoruz. Göz boyamanın alemi yok.
TTF'nin bir yıllık süreçte yaptığı en akıllıca yatırım Markus Günthardt'ı turnuva direktörlüğüne getirmesiydi. Şahsen sadece bir yıldır tanıdığım (dergimizde geçen sayı yaptığımız röportajda sizlere de profilini çizmiştik) bu cin adam, şampiyonanın bu kadar iyi olmasının bir numaralı sebebidir. İsviçrelinin her konudaki engin bilgisi ve yaratıcı fikirleri ve Türkiye'de oluşturduğu ekip süper bir iş çıkardı. İşte tam bu noktada federasyona, işi "ehline" bıraktığı ve onlara serbest bir çalışma ortamı sağladığı için alkış gitmesi gerekiyor, başka bir şey için değil.
*** Son bir not da Eurosport ile ilgili... Benim de içinde bulunmaktan keyif aldığım Eurosport'un yayınlarının özellikle de Sinan Erdem'e gelen o kitlenin oluşmasında büyük katkısı olduğunu çıplak gözle görmek gerçekten harikaydı. Hafta boyunca onlarca, yüzlerce izleyici ve tenis tutkunu, medyanın kitlesel şekillendirmede ne derece etkin olduğunu bizlere yeniden gösterdi. Yılda 500 saate yakın nitelikli tenis yayını yapan Eurosport'un Türkçe ekibi, bu güzel atmosferin düşünsel altyapısının hazırlanmasındaki katkılarından dolayı ayrıca tebrik edilmeli... Yayınları yapan arkadaşlarım Emre Yazıcıol, Caner Eler ve Ali Kırçıl ile birlikte 20 kişilik Eurosport ailesi de hafta boyunca onlarla birlikte terledi ve bu şölenin tadını çıkardı.
Ve tabii ki Fahri Abi... Daha önce yine bu sütunda yazdıklarımla emekliliğinden haberdar olduğunuz efsanevi tenis emektarı, Sinan Erdem'deki yayınlarımızda bize yorumlarıyla destek verdi. Bizim için gurur dolu anlardı. Fahri İkiler'e yeniden bizlere bu sporu öğrettiği/sevdirdiği için teşekkür etmek boynumuzun borcu...
|
YAZARIN DİĞER YAZILARI
|